D.A.C. macera timi ( doğan.Armağan.cem)
� 14/7/2005 - D.A.C (doğan,armağan,cem) 'ın ormanlardaki serüvenleri.
|

TIKLA MACERAYA ! D.A.C macera ve doğa topluluğuBu topluluk,1997 yılında Kastamonu ormanlarında kurulmuştur.Üç kafadar ve aynı zamanda kuzen olan Doğan,Armağan,Cem üçlüsü yaptıkları orman içi gezilerinin sonucunda Tabiata,ormanlara,dağlara,tepelere ve derelere aşık olmuşlardır;bunun neticesi olarak 1997-2006 yıllarını kapsayan zaman aralığında çektikleri fotoğrafları ve video görüntülerini,gelecek nesillere tabiat sevgisini aşılama babında arşivlemişlerdir. Orman içi kurdukları kamplarda D.A.C ekibinin vahşi doğaya olan ilgileri ve aşkları kat ve kat artmıştır.2001yılından itibaren de orman gezilerini, edindikleri dağ bisikletleriyle daha da lezzetlendirmişlerdir.Kimseciklerin daha önce görmediği ve ayak basmadığı ormanlarda,vadilerde ve derelerde ilk yürüyenler olmanın hazzını yaşamış,doğal ve sade olanın aslında ne kadar güzel bir sanat eseri olduğunu kavramışlardır. D.A.C ekibi, tabiata olan sevgilerini ölene kadar devam ettirmeyi ve tabiatta sürekli yaşamak için organik tarım ve hayvancılık işleriyle uğraşıp sağlıklı ve uzun bir hayat sürmeyi kendilerine yaşam amacı belirlemişlerdir.
 
 cem kristal ormanda

D.A.C. kızıl ışığın peşinde.  DOĞAN ve ARMAĞAN Kararık Ormanda  Kızgın avcı ; )
Silvenesti ormanında ORK leşi..  D.A.C ' ın Keçileri ve Çoban Armağan
 Kara Ayı mıntıkası

Ulu Köknar Yolu
ÜFLE adamım !



Doğan uyuyor.

Mola

D.A.C.'a Tanrı tarafından verilen arazi...

son sürat iniş ! 
Yanık saha... 1998 
Yukarı yaylada kızıl bir gün batımı 
Bisiklet tamiri..

Gatbaşından bakış..
Ulu köknarın dibinde

THOR düzlüğünde sabah kahvaltısı  Kepçe crush'em all !!

Thor düzlüğünde kamp hazırlığı 
Cem ekmek yaparken..

kararık ormanda bekleyiş..



kızıl ormandan dönerken..

Doğan Thorr düzlüğünde..


bizim köyün görünüşü..
 
Elf kızının peşinde.. 

geley yaylası ( hobbit köy )

ejderha gözü tepesi

yarma vadide karaca peşinde..

gümüş tepeye giderken
 .
yol arkadaşları kızıl ormanda.. . .
gatbaşı

armağan sıragömü yaylasında

HENRY DAVID THOREAU..büyük doğa filozofu.
Ben bu sayfaları yazdığım zaman Walden Gölünün kıyılarındaki bir korulukta kendi elimle inşa ettiğim bir kulübede,en yakın komşumdan bir buçuk kilometre uzakta,yalnız başıma,yaşamımı kendi emeğimin gücüyle sağlayarak yaşıyorum.orada iki yıl yaşadım,şimdi uygarlığa tekrar dönmüş durumdayım.
İşte belki de ABD’nin kuruluşundan bu yana basılan en ilginç kitabın ilk satırları böyle başlar.Kitabın adı Walden,yazarı Henry David Thoreau.
Milli kütüphanede sadece Civil Disobedience ( sivil itaatsizlik ) kitabının tercümesini gördüğüm Thoreau ,ülkemizde pek bilinen bir yazar değildir.Eserleri Japonca ve Sanskritçe dahil birçok dile çevrilen Thoreau’nun sayısız hayranları arasında Mahatma Gandi ve Tolstoy da vardır.Thoreau bugün batılı çevrecilerin baş tacı ettiği bir yazardır.norveçli bilim filozofu Arne Naess’ın başlattığı derin ekoloji(deep ecology) akımının temel taşlarından birini thoreau’nun yaşam felsefesi oluşturur.edebiyat çevrelerinde,Thoreau,İngilizceyi en güzel kullanan yazarlardan biri olarak kabul edilir.bugün eleştirmenlerin hakkında en çok kitap ve makale yazdıkları yazarlardan biri olan Thoreau’nun en ünlü kitabı Walden 150 defa basılmıştır.
Thoreau’nun yıldızının kendi ülkesinde bile ölümünden çok daha sonra parlaması,düşüncelerinin yaşadığı zamana göre çok ileri bir düzeyde olması ile açıklanabilirse de,ki bu durum başka dahiler için de geçerlidir,kanaatimizce asıl neden Thoreau’nun belirli hiçbir kalıba oturtulabilecek bir düşünür olmamasıdır.Anarşistler onu kendilerinden biri sayarlar,ama pasif direnmeyi bir ilke haline getiren Thoreau,bazı anarşistlerin başvurduğu kaba kuvvete karşı çıkmıştır.yazılarının bazı bölümleri sanki genç bir Karl Marx2ın kaleminden çıkmış gibidir,ama Thoreau için önemli olan bireydir ve asıl kurtuluş bireyin kendi kendini ıslah etmesi ile elde edilir.doğayla baş başa olduğu zaman tam bir Panteist havasına bürünen ve incilden ‘ o eski kitap’ diye bahseden Thoreau,Hristiyan olduğunu hiçbir zaman reddetmemiştir.yazıları toplum reformunun nasıl gerçekleşeceği konusunda çeşitli öneriler ile doludur,ama reformculardan hiç hoşlanmaz ve hiçbir reform hareketine aktif olarak katılmaz.kısacası,thoreau’yu tümüyle kabul etmek imkansız olduğu gibi tümüyle reddetmek de imkansızdır.
1817 yılında boston'un hemen yakınıda kurulmuş olan concord kasabasında doğan Thoreau’nun babası,etliye sütlüye pek karışmayan,herkesle iyi geçinmeye çalışan,pasif bir dükkan sahibidir.annesi ise,otoriter,çocuklarını okumaya teşvik eden ve doğaya çok ilgi duyan bir kadındır.bugün bile güzelliğinden pek fazla bir şey kaybetmeyen concord,etrafı göl ve nehirlerle çevrili ufak bir kasabadır.Thoreau çocukluğunu balık tutarak,kanoyla dolaşarak geçirir.bir çocukluk arkadaşının ‘acaib bir çocuk,pek çalışkan biri değil.’demesinden Thoreau’nun lisedeyken parlak bir öğrenci olmadığını anlıyoruz.buna rağmen 16 yaşında Harvard üniversitesine girmeyi başarır.O zamanlar Harvard öğrencileri siyah üniforma giymektedirler;Thoreau ise yeşil bir ceket giymeyi tercih eder.Yıllar sonra hamisi ve arkadaşı Emerson’ın,harvardın bütün bilim dallarında eğitim sağladığını söylemesi üzerine,Thoreau “Evet bütün dallar var,fakat kökleri yok.”yanıtını verir.dört yıl sonra aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau,”keşke her koyun kendi derisine sahip çıksa!”diyerek böyle bir diplomanın kendisi için ne kadar az değeri olduğunu belirtir.
Bütün bu olayların cereyan ettiği ve Thoreau ‘nun ‘bu vıcır vıcır kaynayan yüzyıl’ diye bahsettiği 19.yy aynı zamanda genç Amerikan ulusunun batıya doğru gün geçtikçe yayılıp Kızılderililerin yerlerinden yurtlarından edilmeye başlandığı ve sudan nedenlerle Meksikanın işgal edildiği zamanlara rastlar.bir yandan Thomas jefferson’ın büyük bir bölümünü hazırladığı anayasaya koyduğu ”Meclis,basın ve vicdan hürriyetini engelleyemez.”maddesinden faydalanan basın,tam bir özgürlük içinde görevini sürdürürken,diğer yandan güney eyaletlerinde kölelik hala devam etmektedir.o günkü düzene kalıcı bir alternatif arayan Thoreau’nun Emerson’la arkadaş olması ve transandentalist doktirinlerini kolayca kabullenmesi zor olmaz.üniversiteden mezun olduktan sonra concord’a dönen Thoreau,babasının dükkanında çalışmaya başlar.bir yıl sonra özel bir okul açar,fakat üç yıl sonra kapatmaya mecbur kalır.thoreau bütün yaşamı boyunca kendisine iyi bir gelir sağlayacak,sürekli bir iş tutmaktan kaçınır ve genellikle tamircilik,çiftçilik gibi el emeğine dayanan işler yapar.
Thoreau’nun kendisinden 14 yaş daha büyük olan Ralph Waldo Emerson’la tanışıp arkadaş olması ve transandentalist felsefeyi genel hatlarıyla benimsemesi,onun yaşamını etkileyen belki de en önemli olaydır.fakat onu grubtan ayıran en önemli husus gerçek ütopya’yı ancak bireyin kendisinin yaratacağına ve gerçek mutluluğun bireyin kendi kendisini ıslah etmesi ile sağlanabileceğine inanmasıdır.
Bütün yaşamı boyunca inançlarını harfi harfine uygulayan ve ana prensiplerinden hiç taviz vermeyen bu insan böyle bir ütopyanın nasıl mümkün olabileceğini kanıtlamak için Walden gölünün kenarında kendi eliyle bir kulübe inşa eder ve orada mümkün olduğu kadar kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayarak tam iki yıl geçirir.Eline bir dürbün ve not defteri alarak her gün dört saat kadar süren gezilere çıkar.hayvanları,bitkileri inceler,komşu çiftçilerle havadan sudan konuşur.Sadece bir buçuk kilometre uzakta olan Concord kasabasına da uğramayı ihmal etmez.En ünlü yapıtı olan Walden,bu kulübede tuttuğu günlüklerden derlenmiştir.Bu kulübede yaşarken bir buçuk dolar tutan seçim vergisini o zamanki hükümetin tutumunu beğenmediği için ödemeyi reddetmesi onun hapse atılmasına neden olur.(kendisini hapisanede ziyarete gelen Emerson “Neden içerdesin?” diye sorduğunda Thoreau’nun “sen neden dışarıdasın”diye verdiği yanıt ,iki yakın arkadaşın toplum sorunlarına değişik yaklaşımlarını göstermesi bakımından hayli önemlidir.) Kendisine haber vermeden kız kardeşinin vergiyi ödemesi üzerine bir gün sonra serbest bırakılan Thoreau ,Walden’dan sonra en ünlü yapıtı Civil Disobedience ( sivil İtaatsizlik ) adlı makalesini kaleme alır.Thoreau bu makalesinde ,Meksika ya açılan savaştan ve kölelikten nasıl utanç duyduğunu uzun uzun anlatır ve zaten pek sempati duymadığı hükümete tamamen saygısını yitirdiğini söyler :”Bana ulaşamadıkları için vücudumu cezalandırmaya karar verdiler ; aynen,büyüklerine kızıp da bir şey yapamayan bir çocuğun hınçını köpeğinden alması gibi.Hükümetin nasıl yarı akıllı olduğunu gördüm ve dostundan düşmanını ayıramayan bu hükümete karşı bütün saygımı kaybettim.”
Walden 1849 yılında tamamlanmış fakat Thoreau’nun ilk kitabı A Week on the Concord and Merrimack Rivers’ın malii açıdan bir fiyasko olduğunu bilen kitabevleri bu yeni kitabı basmaya yanaşmamışlardır ( bin tane basılan bu kitap ,dört yılda yalnız 218 tane satabilmiş ve basımevinin arta kalanları geri yollaması üzerine Thoreau günlüğüne şu satırları yazmıştır:
“Kitaplığımda şimdi 900 kitap var,bunların 700 den fazlasını kendim yazdım. Walden’i bir türlü bastıramayan Thoreau ümidini hiçbir zaman yitirmemiş, ve 5 yıl boyunca kitabın üzerinde çalışmış , kısaltmalar,eklemeler yapmış ve zaten çağlayan bir ırmağı andıran üslubuna cila üzerine cila vurarak kitabı daha da güzelleştirmiştir.
Doğa tarihi eserleri arasında kendisine özgü bir yeri olan Walden , bir bakıma çok şaşırtıcı bir kitaptır.Daha ilk sayfalarında Thoreau bu kitabı kendisinin ,o kulübede nasıl yaşadığını ne yiyip içtiğini merak eden komşularını aydınlatmak için yazdığını söyler.Kulübeyi nasıl inşa ettiğini nereye ne kadar para harcadığını……….tahtaların 8 dolar 3,5 sente,iki varil kirecin 2 dolar 40 sente …….mal olduğunu öğreniriz.İşte bu ayrıntılı bilgilere ne gerek olduğunu düşünen okuyucu aniden şöyle bir inciyle karşılaşır : “Ben koruluklara gittim…yaşamın yalnız zaruri ihtiyaçları ile karşı karşıya kalabilmek için ; bu yaşamın bana öğretebileceği bir şeyin olup olmadığını anlamak için ; ki ölürken yaşamadığımın farkına varmayayım.”Ve hemen sonra : “Yaşamın bütün iliğini emmek istedim..”Thoreau ya göre herkes kendi ütopyasını kendi yaratabilir ve bunun gerçekleşmesi için de basit bir formül önerir:”Basitleştir,basitleştir. Günde üç öğün yemek yerine gerekirse bir tane ye,100 tabak yerine 5 tane kullan,diğer ihtiyaçlarını da aynı oranda azalt”…………..Thoreau insanlarla ilişkilerini hiçbir zaman koparmaz.Ayaküstü de olsa komşularını sık sık ziyaret edip o yılın mahsulünden,havadan sudan konuşmayı sever ve hemen hemen bütün ihtiyaçlarını kendi ekip biçtiği tarladan sağladığı halde Concord kasabasını sık sık ziyaret eder.Komşularını tarif ederken kullandığı dil ve ifadeler bir kısım eleştirmenler tarafından küçük görmek aşağılamak olarak değerlendirilmişse de bu metinleri biraz dikkatli incelediğimiz zaman Thoreau nun bu insanlara sadece acıdığını görürüz.Onlar “yaşamın en güzel meyvelerini”koparamazlar,çünki cahildirler,anadan babadan öyle görmüşlerdir.O zaman Thoreau nun görevi “kümesin üstünde öten bir horoz gibi”komşularını uyandırmaktır.
Thoreau’nun Walden’da geliştirdiği yaşam felsefesi dört ana noktadan oluşur:
1 ) İnsanlar doğuştan hür yaratılmışlardır,fakat kısa zamanda hükümetleri onları esir eder.Fakat asıl esaret insanların maddiyata çok önem vererek kendi kendilerini esir etmesidir.”ben derim ki bu ülkede şiire,felsefeye,yaşantının tümüne en zıt düşen hatta cinayetten daha zararlı olan bu para hırsıdır.”
2 )Gerçek özgürlük bir insanın kendi ihtiyaçlarını mümkün olduğu kadar kendisinin karşılaması ile elde edilir.
3 )sıhhat ve mutluluk ,en iyi şekilde , yaşamı basitleştirerek doğaya yakın ve uyumlu ilişkiler kurarak gerçekleşebilir.
4 )Gerçek, her şeyden,aşk,para ve şöhretten çok daha önemlidir.Ama önümüze konulan gerçekler ne kadar ünlü otoritelerden gelirse gelsin,ispatsız kabul edilemez.
Thoreau’nun her alanda olduğu gibi doğaya bakış açısı da diğer romantiklerden oldukça farklıdır.Rousseau’ya doğayı cazip kılan medeniyetin iflas etmesidir.Thoreau için doğa bir alternatif değil yaşamın ta kendisidir.Onun için , yolun üstünde güneşlenen yılan ,kulübesini ziyarete gelen örümcek ve Walden gölünün çevresini saran yabani çiçekler , bunların hepsi , var oldukları için , güzel oldukları için değerlidir.Rousseau’yu kalbi bir tarafa beyni öbür tarafa çeker ve Rousseau bu iki uç arasında bocalayıp durur,Thoreau’da ise mantık ile sezgi tam bir uyum içindedir.
Linnaeus , Darwin ve Humbolt , kelimenin tam anlamıyla profesyonel , Rousseau ise amatör bir doğa tarihçisiydi.Thoreau ise bu iki kategorinin tam ortasına düşer.Kendi kendine botanik ve taksonomi öğrenen Thoreau kısa zamanda yörede yaşayan balık türlerini tek tek inceleyip sınıflandırmıştır.Çevresindeki bütün canlılara büyük bir ilgi duyan Thoreau’nun kalbinde kuşların özel bir yeri vardır.Daha 13 yaşındayken ağabeyi ve kız kardeşiyle birlikte kuş gözlemciliğine başlamış ve kısa zamanda topladığı kuş yumurtaları ve yuvaları ile oldukça geniş bir koleksiyona sahip olmuştur.Bu gözlemlerin bir kısmına Walden ‘da rastlarız ;fakat bize kalırsa gerçek Thoreau ‘yu ,bir kısmını Dial dergisinde bastırdığı Yürümek , Yaban Elmaları , ;Orman Ağaçlarının Süreli Değişimi , Sonbahar Renkleri,Böğürtlenler ve Bir Kış Gezisi adlı makalelerde buluruz.Edebiyat ile bilimin doruk noktalarında birleştiği bu yazılarda ,daha az öfkeli,daha uyumlu bir Thoreau çıkar karşımıza.bu makalelerin bugün bile zevkle okunmalarının anahtarını yine Thoreau’nun kendisi verir.Ona göre gerçek bir bilim adamı yalnız bilimsel kurgulara dayanan gözlemler yapmakla yetinmeyip doğayı herkesden daha fazla “koklayan,tadan,duyan,hisseden…bir kızılderilinin irfanına sahip” biri olmalıdır.her gün dört saat kadar koruluklarda yürüyen Thoreau,bireyciliğini çok uzaklarda çalan bir davulcunun sesini duyup arkasından gitmeye benzetir.İnsanların çoğunun yaşamlarını “sessiz bir çaresizlik içinde” geçirdiğini vurgulayan Thoreau,bu insanların kendilerini mutlu edecek , yanı başlarındaki yabandan haberi olmadığını söyler .Thoreau para hırsının nasıl gerçek değerleri alt üst ettiğini şu örnekle okuyucuya yansıtır.:”Eğer bir insan günün yarısını çok sevdiği koruluklarda dolaşarak geçirirse ,kendisinin bir serseri yerine konması tehlikesi ile karşı karşıyadır;ama aynı adam bütün gününü spekülasyon yaparak geçirir ve ağaçları köklerinden kazıyıp doğayı bir kele benzetirse ,o zaman çalışkan ve müteşebbis bir iş adamı olarak taktir edilir.”Kendini de bir yaban elması gibi ,evcilleşmiş hemcinslerini terk edip doğaya dönen biri olarak gören Thoreau,zamanın en ünlü bilginlerinden biri olan Prof.Agassiz için örnekler toplamış ve Agassiz2in büyük rakibi Prof.Asa Grey ile uzun süre bilgi alış-verişinde bulunmuştur.Linneaeus’un sınıflandırma tekniğini çok beğenen Thoreau,1830 yılında Boston Doğa Tarihi topluluğuna seçilecek kadar bilgili bir insandır.Özellikle ekolojide ‘süreli değişim’diye bilinen , terk edilmiş tarlaların nasıl tekrar kendiliğinden ağaçlanıp bir süre sonra orman haline geldiğini inceleyen çalışması bugün için bile geçerlidir.Thoreau milli park kavramını da ilk ortaya atan insandır.İşte Thoreau’nun ilk yazılarında biri olan Massachusetts’in Doğa Tarihinden kısa bir bölüm :
“Ne zaman bir tilkinin,sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi,tam bir özgürlük içinde buz tutmuş bir gölün üstünden geçişini veya güneşli bir havada tepelerde koştuğunu görsem,güneşin ve dünyanın gerçek sahibinin o olduğunu düşünürüm.o güneşe gitmez,fakat sanki güneş onu izler gibidir ve ikisinin arasında gözle görülür bir sempati vardır…”
Ve biraz sonra gerekli bilgiler :
“ Bu raporda 75 cinsten 107 balık türü hakkında bilgi verilmiştir.Balıkçılar göllerde ve nehirlerde sadece bir düzine kadar balık türü olduğunu öğrenince şaşıracaklardır;ve bu balıkların nasıl yaşadıkları hakkında bir şey bilinmemektedir.İnsanlar balıkları adlarından ve yaşadıkları yerlerden dolayı sever.Ben onların kaç yüzgeci ve gövdelerinin iki yanında kaç tane pul olduğunu bilirim…”
Ve günümüzün doğa edebiyatı antolojilerinin sık sık ödünç aldıkları Walking adlı makalesinde yabanın önemini anlatan satırlar :
“Yabanda dünyanın kurtuluşu yatar.her ağaç,dallarını yabanı araması için uzatır…İnsanlar onun üzerinde düven sürer veya sefere çıkar.Ormanlardan ve vahşi doğadan insanlığı kucaklayan sular,ağaç kabukları,yabandan gelir…Ben ormana inanırım,dereye ve mısırın büyüdüğü geceye de…Yaşam,yabandan ibarettir.en canlı olan en yaban olandır…Ümit ve gelecek benim için çimenlerde ve ekilmiş tarlalarda,kasaba ve kentlerde değil,geçit vermeyen bataklıklardadır.”
Zamanın ünlü eleştirmeni James Russell Lowell,bir makalesinde Thoreau’yu Emerson’un etrafındaki “delilerden biri” olarak tanımlamış ve İngiliz yazarı Robert Luis Stevenson,onu bir “skulker” (korkudan yan çizen,gizlenen biri)olarak eleştirmiştir.Stevenson’ın sonradan fikrini değiştirmesi sarkacın yavaş yavaş öbür yöne dönmesini sağlamış ve Thoreau hak ettiği üne ancak ölümünden 50 yıl sonra kavuşmaya başlamıştır.
Thoreau’nun bugün bu kadar popüler olmasını hangi nedenlere bağlayabiliriz?Bize kalırsa bunların başında Thoreau ‘nun içten gelen samimiyeti ve başkalarına önerdiği koşulları kendisinin aynen tatbik etmesi gelir.Kendi cebindeki Marlboro’yu unutup hastasına sigarayı yasaklayan doktorları,insan haklarına ancak kendi ideolojisine dokunulduğu zaman sahip çıkan ‘demokrasi kahramanları’ , bir yandan doğacılık taslarken öbür yandan ava çıkan çevrecileri hepimiz tanırız.İçimizde hangimiz onun “Ben hayatımda yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım.”cümlesini kendimize mal edebiliriz? Bugün hoşlanmadığımız bir hükümete vergi vermemek geçerli bir koşul değildir,ama Thoreau’nun önerdiği , karşı çıktığımız icraat ne olursa olsun , hiçbir zaman kaba kuvvete başvurmamak ,demokratik koşullara daima saygı duymak,kendi ‘bireyciliğimizi’uygularken diğer bireylerin de hakkını unutmamak ,her toplum için her zaman geçerlidir.Bugünkü koşullarda doğayı kurtarmak için kendimizi bir kulübede inzivaya çekmemiz de pratik bir çözüm yolu değildir.Ama Thoreau ‘nun doğal kaynakların bir gün tükeneceğini daha kendisi dahil hiç kimsenin aklına getirmediği bir zamanda önerdiği “yaşamı basitleştir” formülünü uygulamazsak ,gelecek kuşaklara güzel bir doğa bırakacağımız şüphelidir.
Vereme yakalanan Thoreau öldüğünde 45 yaşında idi.Thoreau, ölüm döşeğinde yatarken bile tuttuğu rotayı hiç değiştirmemiş ve bizde “Tövbe ettin mi?” karşılığına gelen “Tanrıyla barıştın mı?” diye soran bir arkadaşına “Kavgalı olduğumuzun farkında değildim” yanıtını vermiştir.Son nefesini verirken bile aklı hala yabandadır.Etrafını saranların Thoreau’dan duydukları son cümleden anlayabildikleri sadece şu iki kelime olmuştur : “Geyikler….Kızılderililer.”
"Sulak bir gezegenden öyküler", SARGUN A. TONT
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - D.A.C SERBEST FOTOĞRAFÇILIK HİZMETLERİ
� 13/7/2005 - RAGNEROK hakkında
|
manasi
gucun yikilmasi, zarar gormesidir, burda guc olarak bahsedilan
tanrilardir.. kiyamet olarak cevrilebilir, ragnarok'un alametleri
olarak fimbulwinter gelecek, kavgalar gurultuler kan davalari cikacak
aileler arasinda ve ahlak yok olacak.. (bkz: sonun ba$langici) skoll
gune$i, karde$i hatide ayi yiyip bitirecek, fjalar devlere, gullinkambi
tanrilara dogru otecek, ve 3. bi otu$te heryeri olum kaplicak..
jormungand ve fenris serbest kalicak, depremler olacak.. butun irklar
sava$a girecek, jormungand thoru oldurecek buyuk sava$ta vidar fenrisi
oldurecek.. tyr ile garm da birbirilerini oldurecekler. sonra her$ey
bitince dunya yerlebir ate$ler icnde yanacak, tanrilarin bazilari sag
olarak cikacak bazilari ise yeninden dogacaklar. en sonunda nefret ve
uzuntu kaybolucak, ve insanlar mutlu ya$icak kurtulanlara lif ve
lifthasir denecek... manası
'tanrıların kıyameti'dir. ilk i$areti, en sevilen tanrı olan baldur'un
ölümüdür.bunu bir tek odin bilir ama. ardından kötü tanrı loki ve kurt
fenrir hapsedilecek. dünyanın her yerinde üç kı$ boyunca kanlı sava$lar
olacak. sapıklık ve zina yaygınla$acak; merhamet bitecek;
aileler,arkada$lar ve kabileler arasında $eytanlıklar ba$gösterecektir.
dünya harabeye dönecek, a$ırı soguk ve kar ba$gösterecektir sonra. kurt
hati güne$i, kurt skoll da ayı yakalayıp yutacaklar. dev surt gökleri
parçalayacak, yıldızlar ate$ler içinde patlayarak dünyaya dü$ecekler
böylece. ormanlar ve daglar yıkılacak, loki,fenrir ve denizlerin
dibinde yatmakta olan dev yılan jormungand serbest kalacaklar. vigrid
düzlügünde bütün buz devleri ve kötü yaratıklar birle$ecek. heimdall
tanrılara ragnarok'un geldigini bildirecek. fenrir odin'i yutacak,
odin'in en vah$i oglu vidar da fenrir'i öldürecek. thor, jormungand'ı
öldürecek ama onun zehirinden kendi de ölecek. heimdall ve loki
birbirlerini öldürecek. surt da tanrı frey'i öldürecek. surt alevden
kılıcıyla bütün dünyayı yakacak, sonunda buzları eriten ate$ler dünyayı
sulara gömecek.
sonrasında dünya ya$am dolu ve ye$il olarak
denizden yükselecek. güne$in kızı annesinin yolundan ilerleyecek.
bereket toprak ve denizlere yayılacak. odin'in ogulları vidar ve vali
ile odin'in torunları modi ve magni thor'un çekici mjollnir'e sahip
çıkacaklar. baldur hel'in ülkesinden geri dönecek. kötülük bunlarca
hatırlanacak ama çoktan dünyayı terk etmi$ olacak. insan soyu da
felaketlerden yggdrasil adlı dünyayı saran agaca sıgınarak kurtulan
lif(ya$am) adlı bir adam ve lifthosir(ya$am tutkusu) adlı bir kadınca
devam ettirilecek.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - HAVAMAL hakkında
|
tam hali 165 parca olan ve odin'in soyledigine inanilan sozler obegi. sayings of the high one. elder edda'nin bir parcasi.
1. the man who stands at a strange threshold, should be cautious before he cross it, glance this way and that: who knows beforehand what foes may sit awaiting him in the hall?
2. greetings to the host, the guest has arrived, in which seat shall he sit? rash is he who at unknown doors relies on his good luck.
3. fire is needed by the newcomer whose knees are frozen numb; meat and clean linen a man needs who has fared across the fells.
4. water, too, that he may wash before eating, handcloth's and a hearty welcome, courteous words, then courteous silence that he may tell his tale.
5. who travels widely needs his wits about him, the stupid should stay at home: the ignorant man is often laughed at when he sits at meat with the sage.
6. of his knowledge a man should never boast, rather be sparing of speech when to his house a wiser comes: seldom do those who are silent make mistakes; mother wit is ever a faithful friend.
7. a guest should be courteous when he comes to the table and sit in wary silence, his ears attentive, his eyes alert: so he protects himself.
8. fortunate is he who is favoured in his lifetime with praise and words of wisdom: evil counsel is often given by those of evil heart.
9. blessed is he who in his own lifetime is awarded praise and wit, for ill counsel is often given by mortal men to each other.
10. better gear than good sense a traveller cannot carry, better than riches for a wretched man, far from his own home.
11. better gear than good sense a traveller cannot carry, a more tedious burden than too much drink a traveller cannot carry.
12. less good than belief would have it is mead for the sons of men: a man knows less the more he drinks, becomes a befuddled fool.
13. i-forget is the name men give the heron who hovers over the fast: fettered i was in his feathers that night, when a guest in gunnlod's court.
14. drunk i got, dead drunk, when fjalar the wise was with me: best is the banquet one looks back on after, and remembers all that happened.
15. silence becomes the son of a prince, to be silent but brave in battle: it befits a man to be merry and glad until the day of his death.
16. the coward believes he will live forever if he holds back in the battle, but in old age he shall have no peace though spears have spared his limbs.
17. when he meets friends, the fool gapes, is shy and sheepish at first, then he sips his mead and immediately all know what an oaf he is.
18. he who has seen and suffered much, and knows the ways of the world, who has travelled, can tell what spirit governs the men he meets. 19. drink your mead, but in moderation, talk sense or be silent: no man is called discourteous who goes to bed at an early hour.
20. a gluttonous man who guzzles away brings sorrow on himself: at the table of the wise he is taunted often, mocked for his bloated belly.
21. the herd knows its homing time, and leaves the grazing ground: but the glutton never knows how much his belly is able to hold.
22. an ill tempered, unhappy man ridicules all he hears, makes fun of others, refusing always to see the faults in himself.
23. foolish is he who frets at night, and lies awake to worry' a weary man when morning comes, he finds all as bad as before.
24. the fool thinks that those who laugh at him are all his friends, unaware when he sits with wiser men how ill they speak of him.
25. the fool thinks that those who laugh at him are all his friends: when he comes to the thing and calls for support, few spokesmen he finds.
26. the fool who fancies he is full of wisdom while he sits by his hearth at home. quickly finds when questioned by others. that he knows nothing at all.
27. the ignorant booby had best be silent when he moves among other men, no one will know what a nit-wit he is until he begins to talk; no one knows less what a nit-wit he is than the man who talks too much.
28. to ask well, to answer rightly, are the marks of a wise man: men must speak of men's deeds, what happens may not be hidden. 29. wise is he not who is never silent, mouthing meaningless words: a glib tongue that goes on chattering sings to its own harm.
30. a man among friends should not mock another: many believe the man who is not questioned to know much and so he escapes their scorn.
31. the wise guest has his way of dealing with those who taunt him at table: he smiles through the meal, not seeming to hear the twaddle talked by his foes.
32. the fastest friends may fall out when they sit at the banquet-board: it is, and shall be, a shameful thing when guest quarrels with guest.
33. an early meal a man should take before he visits friends, lest, when he gets there, he go hungry, afraid to ask for food.
34. to a false friend the footpath winds though his house be on the highway. to a sure friend there is a short cut, though he live a long way off.
35. the tactful guest will take his leave early, not linger long: he starts to stink who outstays his welcome in a hall that is not his own.
36. a small hut of one's own is better, a man is his master at home: a couple of goats and a corded roof still are better than begging.
37. a small hut of one's own is better, a man is his master at home: his heart bleeds in the beggar who must ask at each meal for meat.
38. a wayfarer should not walk unarmed, but have his weapons to hand: he knows not when he may need a spear, or what menace meet on the road.
39. no man is so generous he will jib at accepting a gift in return for a gift, no man so rich that it really gives him pain to be repaid.
40. once he has won wealth enough, a man should not crave for more: what he saves for friends, foes may take; hopes are often liars.
41. with presents friends should please each other, with a shield or a costly coat: mutual giving makes for friendship, so long as life goes well.
42. a man should be loyal through life to friends, to them and to friends of theirs, but never shall a man make offer of friendship to his foes.
43. a man should be loyal through life to friends, and return gift for gift, laugh when they laugh, but with lies repay a false foe who lies.
44. if you find a friend you fully trust and wish for his good-will, exchange thoughts, exchange gifts, go often to his house 45. if you deal with another you don't trust but wish for his good-will, be fair in speech but false in thought and give him lie for lie.
46. even with one you ill-trust and doubt what he means to do, false words with fair smiles may get you the gift you desire.
47. young and alone on a long road, once i lost my way: rich i felt when i found another; man rejoices in man.
48. the generous and bold have the best lives, are seldom beset by cares, but the base man sees bogies everywhere and the miser pines for presents.
49. two wooden stakes stood on the plain, on them i hung my clothes: draped in linen, they looked well born, but, naked, i was a nobody.
50. the young fir that falls and rots having neither needles nor bark, so is the fate of the friendless man: why should he live long?
51. hotter than fire among false hearts burns friendship for five days, but suddenly slackens when the sixth dawns: feeble their friendship then.
52. a kind word need not cost much, the price of praise can be cheap: with half a loaf and an empty cup i found myself a friend.
53. little a sand-grain, little a dew drop, little the minds of men all men are not equal in wisdom, the half-wise are everywhere.
54. it is best for man to be middle-wise, not over cunning and clever: the fairest life is led by those who are deft at all they do.
55. it is best for man to be middle-wise, not over cunning and clever: no man is able to know his future, so let him sleep in peace.
56. it is best for man to be middle-wise, not over cunning and clever: the learned man whose lore is deep is seldom happy at heart.
57. brand kindles brand till they burn out, flame is quickened by flame: one man from another is known by his speech the simpleton by his silence.
58. early shall he rise who has designs on anothers land or life: his prey escapes the prone wolf, the sleeper is seldom victorious.
59. early shall he rise who rules few servants, and set to work at once: much is lost by the late sleeper, wealth is won by the swift.
60. a man should know how many logs and strips of bark from the birch to stock in autumn, that he may have enough wood for his winter fires.
61. washed and fed, one may fare to the thing: though one's clothes be the worse for wear, none need be ashamed of his shoes or hose, nor of the horse he owns, although no thoroughbred.
62. as the eagle who comes to the ocean shore, sniffs and hangs her head, dumfounded is he who finds at the thing no supporters to plead his case.
63. it is safe to tell a secret to one, risky to tell it to two, to tell it to three is thoughtless folly, everyone else will know.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - VIKINGLER
|
VIKINGLER
8.YY sonuyla 9.YY boyunca anayurtlarından ayrılarak yağma,ticaret,bazen de kitleler halinde yerleşmek amacıyla Batı Avrupa’ya,Rus ovalarına Atlantik Okyanusu’nun kuzeyindeki adalara,hatta Kuzey Amerika Kıtası’na giden İskandinavları belirtmek için kullanılan “Vikingler” terimi bütün dünyada kabul görmüştür.Arkeolojik araştırmalar,özellikle Batı’da, büyük çoğunluğu Kuzey insanlarının akınlarının kurbanı olmuş keşişlerce kaleme alınan kaynaklara dayalı bir tarihle yayılan oldukça olumsuz Viking imajının zamanla düzelmesini sağlamıştır. 8, 9 ve 10.yy’lara ilşkin Latince metinlerde ve 10.yy dan itibaren başta Anglosaksonlar olmak üzere, batılıların bu halklara kendilerinin verdikleri adla Vikingler olarak adlandırmaya başladıkları insanlar için genellikle, Germenceden gelen ve Kuzey insanları anlamını taşıyan NORMANLAR terimi kullanılıyordu.10 ve 11 yy la ilişkin rünik yazıtlarda ve 12-13.yy sagalarında kullanılan bu eski bu eski iskandinavca sözcük vik (körfez) ilişkilendirilir; viking de korsanlık yapmak amacıyla körfezden körfeze dolaşan kişi anlamına gelir.
Anglosakson Kroniği’nde tarihin kaydettiği ilk Viking akını için 793 tarihi verilir.:<>Büyük Karl’ın baş danışmanı İngiliz din adamı ALCUIN, olanları derhal Avrupa’ya yansıttı:<<İNGİLTERE’DE ŞİMDİYE KADAR KİMSE PAGANLARIN YARATTIĞIYLA KIYASLANABİLİR BİR DEHŞET YAŞAMAMIŞTI:DENİZDEN GELEN İNSANLARIN BÖYLESİNE BİR AKIN GERÇEKLEŞTİREBİLECEĞİ KİMSENİN AKLINDAN BİLE GEÇMEMİŞTİ.>>
Bu akın İskoçya kıyılarına ulaştıktan sonra 795’te İrlanda kıyılarına saldırmaya başlayan ve 799’da VENDÉE kıyısı açıklarında belirdikten sonra Cebelitarık Boğazı yoluyla Akdeniz’e sızan Norveçliler tarafından gerçekleştirilmişti.Danimarkalılar ise 810’da FRIESLAND’a ulaştı, geri çekilmelerine karşın yüz gümüş lira haraç almalarına rağmen çok geçmeden yeniden FRIESLAND’a , İngiltere’nin güneydoğu kıyılarına ve Manş Denizine döndü;nehirlerden yukarı çikarak,hem İngiltere’de hem de geniş Frank İmparatorluğunun içlerinde ganimet aramaya koyuldu.Böylece iki yüzyıl sürecek olan Viking serüveni başlamış oldu…
KUZEY ATLANTİK’E DOĞRU
Atlantik Okyanusu serüveni öncelikle Norveçliler tarafından başlatıldı.Shetland ve Orkney adalarını İngiltere’ye geçmek için üs olarak kullanmış olan Norveçliler, daha 9.yy başlarında FARÖER ADALARI’nın ,860 dolaylarında da İzlanda’nın çekiciliğine kapıldı.Buralardaki ilk koloniler 870’ten başlayarak kuruldu.İzlanda’da 20.yy’a kadar özgünlüğünü koruyan bir toplum doğdu.KIZIL ERİK, 981’de Grönland’a buradan hareket ederek ulaştı.Çok geçmeden adaya birkaç topluluk yerleşti.Leiv Ericsson ( Erik’in oğlu ) da , efsanevi Vinland ‘ı keşfetmek üzere gene buradan denize açıldı: Kuzey Newfoundland’de Anse-aux Meadows’ta yapılan arkeolojik buluntular, yerleşmeleri uzun ömürlü olmamakla birlikte, Vikinglerin Amerika’yı keşfeden ilk Batılılar olduğunu kanıtlar gibidir.Buna karşılık ,İskoçya’nın kuzeyindeki takımadalar ,Faröer ,özellikle de ,İzlanda nüfusunun ağırlığını Vikingler oluşturdu.12.yy’ın sonunda derlenen Landnamabok’a veya Kolonizasyon Kitabı’na göre, İzlanda, Norveçliler tarafında keşfedilmesini izleyen yüzyıl içinde, belki de yirmi bin göçmeni aldı ve Ortaçağ İskandinav kültürünün en canlı merkezlerinden biri haline geldi… 
ÇIKIŞ ORTAMI
İskandinav halklarının hepsinde ( Danimarka,Norveç,İsveç ) toplumsal yükselişin iki itici gücü vardı: savaşta yararlılık göstermek ( elde kılıç ölmek, VAL-HALL’ın kapılarını açıyordu. ) ve taşınır zenginlikleri , özellikle de kuyumcuların büyük bir ustalıkla işlediği değerli madenleri biriktirmek.Doğal olarak, çıkılan bu seferler bu iki amaca hizmet ediyordu.
GEMİLER
Gerek mezarlarda ( öteki dünyaya yolculuğun gemilerle yapıldığına inanılıyordu ), gerek fiyordların dibinde çok sayıda gemi enkazı bulunmuştur ve hala da bulunmaktadır.Oslo Körfezi’nin kıyısında , Vesfold kral mezarlarında , 1867’de Tune’de 1880’de Gokstad’da,1903’te Oseberg’de bulunan gemiler, bunların örnekleridir.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - ODİN hakkında
|
iskandinav mitolojisinde odin butun tanrilarin $efi ve evrenin kurallarini koyan tanridir. odin donmu$ bor ve besstla'nin ogluydu. ilk ba$larda karde$leri villi ve ve ilk dev ymir'i yendiler ve dunyayi yarattilar. odin karisi frejya ve diger onemli iskandinav tanrilarindan thor ve tyr ile birlikte asgard'da ya$ar. ragnarok'da tanrilar odin'in yonetiminde loki'nin yonettigi devlerle carpi$irlar. bu sava$ta odin kurt fenrir tarafindan yenilir. ama sonra oglu vidar onun ocunu alir. odin'in kutsal ku$u kuzgundur ve ana silahi da mizraktir. (bkz: gungir) odin'in iki tane kurtu vardir. geri ve freki (anlamlari acgozludur). iki tane de kuzgunu vardir. biri huginn (du$unceli), digeriyse muninn (akilli) isimlerinde olan bu kuzgunlar di$ dunyada gordukleri ve duyduklari her$eyi gelip odin'e anlatirlar. odin'in ayni zamanda 8 bacakli sleipnir adinda bir ati vardir. odin her yerde uzun boylu, sakalli ve tek gozlu olarak tasvir edilir. efsaneye gore tek gozunu akil ve bilgelik icin degi$ toku$ etmi$tir. hristiyanlik oncesi iskandinavya'sinda odin genelde insan kurban edilmesiyle anilir. odin sik sik tatillere cikar. ve bazi soylencelere gore gencken iki kere surgune yollanmi$tir. bu gezilerinde adini degi$tirir. genellikle ye$il bir pelerin giyer, bir $apka ve maske takar. odin $ekil degi$tirip ku$, balik, solucan gibi ce$itli hayvan kiliklarina burunebilirdi. bu gezilerinden en unlu olanlari grimnisnal ve vafprudnismal'dir. adi almanca'da woden veya wotan'dir. (bkz: wotan mit uns). kendisi için insan kurban edilen bir tanridir. aslinda daha çok insanlar kendilerini kurban ederler. söyleki rünleri ele geçirmek için kendisini bilgelik agacindan sallandirmasi, inananlari arasinda degisik bir anlam olarak algilanmis ve kendini asarak intihar eden savasçilarin direkt olarak valhallaya gidecegini düsünmüslerdir. kendisi için yapilan diger kurbanlarda da, kisiler asilarak kurban edilirler.
ayrica odin savas tanrisi olmasi (hatta tam bir yagmaci/berserker tanrisi) olmasina ragmen, olayini savasarak degil milleti gazlayarak gösterir. ön sirada kosan bir savasçidan çok karizmatik bir liderdir kisacasi
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - THOR hakkında...
|
bütün
tanrılar ve insanların en güçlüsü, odinin sayısız oğullarından biri.
keçilerin çektiği bir arabayla yolculuk eder. son derece oburdur mola
verdiğinde keçilerini yer daha sonra kemiklerine dokunup onları tekrar
dililtir. devleşme özelliği vardır. dev bir yılanla yaptığı dövüş
sonrası ölür.... cekici gucun sembolu olan, turkusu co$kuyla cigrilan buyuk viking tanrisi. manowar'in thor turkusu gelmi$ gecmi$ en gaz $arkilar anketinde on siralara yerle$tirilesi. kafasına
taktığı demir kaskın iki yanında kanatlar vardır, uzun saçları sarıdır,
güzel bir erkektir. çekiç enteresan bir silah olarak göze çarpar. kuzey
efsanelerinde yunan mitolojisindeki herkül'ün dengidir. thor.
ufukta kara bulutlar var. fırtına geliyor, yakıyor yağmurlar işte zafer araban da yaklaşıyor... gökyüzü adını haykırıyor!
hakaretlerini dinledim... öldürdüklerine bu gece ettiğin! çekicini kaldırdın havaya... ve dedin ki: 'odin* adına!'
kudretli thor! cesur thor! çiğne yoluna çıkan kafirleri! kim kurtuldu ki çekicinden? bu kıyamette yaşamak için öldürmelisin!
tanrılar, canavarlar ve ben... sonunda nasılsa hepimiz öleceğiz!
fırtınanın tanrısı, yağmurun tanrısı! acıyı bilmeyen gücün merkezi! haydi evrenin efendisi! durma! gönder tükenmeyen lanetini! salla çekicini ve parçala gökyüzünü!
öyle kaldır ki pelerinini... buradan uç git! çünkü bekliyor... odin ve ulu tanrıların mertebesi seni! dünyayı biz ölümlülere terk etmelisin...
manowar 'sign of the hammer' 
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - THOR'un çekici hakkında...
|
thor
bir sabah uyandığında çekicinin kaybolduğunu fark eder.ilk sözleri ;"
loki, beni dinle,çekicimin çalınmış olduğunu acı içinde fark ettim."
olur. daha sonra aceleyle frejya'nın evine giderler.
frejya'ya ; " frejya ,bana pelerinini ödünç verir misin,böylelikle kaybettiğim çekicimi bulup geri alabilirim?".
frejya; " sana onu verirdim, eğer gümüşten veya altından yapılmış olsaydı bile."
daha
sonra loki kanatlarını çırparak aesir'den devler ülkesine doğru uçtu.
thurse kralı thrym, bir tepenin üzerinde oturuyor ve kısrakların
yelelerini okşuyordu.
thrym; "alfler olmadan aesir nasıl? ve seni buraya ne getirdi?"
loki;" sebep aesir veya alfler değil. thor'un çekicini çalan sen misin?"
thrym;" evet, ben çaldım. ve hiç kimse ama hiç kimse bana frejya'yı gelin olarak getirmeden çekici geri alamaz!".
loki yine kanatlarını çırparak devler ülkesinden aesir'e doğru yola çıkar. aesir'de onu thor karşılar.
" benim için iyi haberler getirdin mi? emeklerin boşa gitmemiştir umarım? bana neler öğrendiğini anlat hadi."
loki;
" emeklerim boşa çıkmadı. thurse kralı, thrym senin çekicine sahip. ama
ona frejya'yı gelin olarak götürmeyen hiç kimse çekici geri alamaz... "
bunun üzerine doğruca frejya 'nın evine giderler.
thor:" frejya, gelinliğini giy! ikimiz devler ülkesine gidiyoruz."
frejya kızgınca:" seninle devler ülkesine gitmem için deli olmam gerek!".
bu
arada aesir'deki tüm tanrı ve tanrıçalar thorun çekicini nasıl geri
alabileceklerini tartışmaktadırlar. tanrıların en doğrucusu , heimdall
gelecek hakkında yorum yapar;
"thor'a frejya'nın gelinliğini
giydirmeli ve brisings takılarıyla onu süslemeliyiz. hadi hemen onu
giydirmeye başlayalım ki thrym'i kandırabilelim."
tanrıların en kuvvetlisi ve en cesuru thor;
" eğer beni giydirirseniz arkamdan dedikodular çıkar, bana gülerler,çok küçük duruma düşerim."
bunun üzerine laufey'nin oğlu loki ;
"bu sözleri kendine sakla thor. unutma ki eğer çok kısa bir zaman da çekicini onlardan alamazsak asgard devlerin olacak!".
böylece thor çaresizce frejya'nın gelinliğini giydi ve tanrıçalar onu tıpkı bir gelin gibi süslediler... laufey'nin oğlu loki ;
"ben senin hizmetçin olacağım ve ikimiz beraber devler ülkesine gideceğiz.".
aynı
zamanda thor'un keçileri de onlarla birlikte gelmek ve yülerini taşımak
için koşumlandırıldılar. vardıklarında thurse kralı thrym yanındaki
devlere ;" sizler ! hemen ayağa kalkın ve bana karım olarak gelen,
njord ve noatun'nun kızı frejya'yı karşılamaya gidin.ve onu bana
getirin! benim altın boynuzlu ineklerim, simsiyah öküzlerim ve bir
devin sahip olabileceği ve olmak istediği herşeyim var. tek eksiğim
frejya..."
o gece büyük devler sofrası hazırlanmıştı. thor bir
öküz çevirme, 8 alabalık ve kadınlar için getirilmiş olan kızarmış bir
çok yemek daha yedi. yaklaşık 3 litre bal likörünü de içti. thurse
kralı thrym;
" siz hiç bu kadar güçlü, nezaketsiz ve aynı
zamanda bukadar çok bal likörü içebilen bir gelin gördünüz mü
hayatınızda ?" diye sorar.
thrym'in tebaası hemen yanıtlar yüce devin sözlerini;
"
frejya tam 8 gecedir devlerin topraklarında aç, susuz bir şekilde yol
almıştır.o frejya'ya doğru uzanarak dudağını kaldırıp onu öpmek ister,
fakat birden tek hamlede geri sıçrar.ve yine sorar;
" neden frejya'nın gözleri bu kadar dehşet verici, sanki gözlerinden alevler fışkırıyor!".
thrym'in
tebaası hemen yanıtlar yüce devin sözlerini;" frejya tam 8 gecedir
devlerin topraklarında aç, susuz ve uykusuz bir şekilde yürümüştür.
biraz da düğün hediyeleri için özürlerini sunarak, devin zavallı
kızkardeşi söze karışır;
" eğer benim sevgimi kazanmak istiyorsan, lütfen bana şu kolundaki kırmızı taşlı bilezikleri ver..."
thurse
kralı thrym ;" çekici getirin ve böylece gelinimizi frejya'yı
kutsayalım. çekiç mjölnir'i, yemin ve kutsama tanrıçası var'a verin ve
artık bizi karı koca olarak kutsasın.". thorun kalbi çekicini
gördüğünde hızla atmaya başlar.
mjölnir onun önüne geldiğinde
hızla çekicini kapar ve ilk önce thurse kralı thrym'i daha sonra da tüm
ülkeyi yerle bir eder. devin zavallı kızkardeşini de öldürür, ondan
sadece bir düğün hediyesi isteyen. ve en sonunda odin'in oğlu çekicine
kavuşur.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - VALHALLA
|
kelime
manası 'ölüm salonu'dur. odin'in altın ı$ıltılı, çatısı mızrak ve
kalkanlarla kaplı salonu. valkyrieler sava$ta ölmü$ sava$çıları seçerek
buraya getirirler. sebebi ise ragnarok geldiginde devlere kar$ı
tanrıların yanında sava$malarıdır. buraya açılan 640 kapı vardır ve
tanrıların kıyameti geldiginde 960 kahraman dev kurt fenrir'le sava$mak
üzere bu kapılardan çıkacaktır. burada bulunan sava$çılar,o güne kadar
birbirleriyle dövü$erek, sınırsız domuz eti yiyerek ve bal likörü
içerek eglenirler. bir vikingin en büyük ideali sava$ta ölüp
valhalla'ya gidebilmekti. blind guardian'ın 1989 yılında çıkan 'follow the blind' albümünde böyle bir parça vardır..
high in the sky where eagles fly morgray the dark enters the throne
open wide the gate, friend the king will come blow the horn and praise the highest lord who'll bring the dawn he's the new god in the palace of steel persuade the fate of everyone the chaos can begin let it in
so many centuries so many gods we were the prisoners of our own fantasty but now we are marching against these gods i'm the wizard, i will change it all
valhalla - deliverance why've you ever forgotten me
valhalla - deliverance why've you ever forgotten me
magic is in me i'm the lost magic man never found what i was looking for now i found it but it's lost
the fortress burns broken my heart i leave this world all gods are gone
so many centuries so many gods we were the prisoners of our own fantasty but then we had nothing who'll lead our life no, no, we can't live without gods
valhalla - deliverance why've you ever forgotten me ayni zamanda oraya adanmis bir black sabbath parcasi;
leading us on, to the land of eternity riding the cold cold winds of valhalla
the kingdom of odin is the kingdom of gods where only souls of the brave may rest in peace but someone among them had the skill of deceit and raised the hand that would open the road to hel
when the winds of valhalla run cold be sure that the blood will start to flow when the winds of valhalla run cold valhalla valhalla
the ring has been broken and a soul must be saved among the bravest of men, who rides to hel the longships are sailing and the chariots ride and yes the anger of thor will serve you well
when the winds of valhalla run cold be sure that the blood will start to flow when the winds of valhalla run cold
so raise your hands reach and valhalla will save your soul and raise your eyes odin will lead us on
they say that history repeats itself upon the year of the seventh century well nobody knows, no you never can tell so you'd better run now and hide away
when the winds of valhalla run cold be sure that the blood will start to flow when the winds of valhalla run cold
when the winds of valhalla run cold be sure that the blood will start to flow when the winds of valhalla run cold
valhalla you can feel it in the air valhalla oh you better beware better beware valhalla you can see it in his face valhalla oh he's the master of this place valhalla valhalla valhalla valhalla valhalla valhalla valhalla
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
� 13/7/2005 - VALKYRIE
|
nordic
(iskandinav) mitolojide ilk kez rastlanılır bu kelimeye, old norse
valkyrja olarak, chooser of the slain anlamına gelir. tanrı odin'e
hizmet eden bakirelerdir ve valhalla'da yaşamaya layık olan savaşçıları
öldürmek için (bir nevi şehitlik mertebesi diyelim buna, ama ölen her
savaşçı değil valhalla'ya gidenler, sadece bunu hakeden savaşçılar
valhalla'ya gidebilirler öldükten sonra) gönderilirler savaş
alanına,odin tarafından. çifte boynuzlu savaş başlıkları (bkz: tolga)
ve kendilerine özgü parlak zırhları ve kalkanları vardır, sadece
öldürecekleri savaşçılar görürler geldiklerini ve bu savaşçılar düşman
tarafından değil valkyrie'ler tarafından öldürülürler 
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|